|
Bir Travian Hikayesi
Yazar admin
Salı, 30 Kasım 1999
Travian Nedir?
Avrupa’nın
sahipleri...
Bundan yüzyıllarca önce Avrupa bir bütündü. Dostluk ve
kanaat içinde yaşayan üç büyük kabile; cermenler, galyalılar ve büyük roma
imparatorluğu sefahat içinde yaşamaktaydı. Aralarındaki dostluk ve yardımlaşma
geçmişte her zaman el ele zafere yürümelerinin kapısını açmıştı. Cermenlerin
savaş meydanlarında adeta çılgına dönen barbar askerleri, Galyalıların herhangi
bir tehtit karşısında üç imparatorluğu bile koruyabilecek mükemmellikteki
savunma stratejileri, Romalıların ise dize getirilen düşman kentlerindeki hızlı
yeniden yapılanma ve inşaa kabiliyetleri onları tüm Avrupa’nın hakimi yapmaya
yetmişti.
Avrupa haritasının engüzel yerlerine yerleşmiş rahatlık
içinde gününü gün eden, tüm Avrupa’yı dize getirmiş vergiye bağlamış bu üç
kabilenin neredeyse dünya üzerinde tanrıdan başka korktukları hiçbirşey
kalmamıştı. Hatta rivayetlere göre sağlanan refah, kazanılan savaşlar, en zorlu
düşmanların bile elbirliği ile kolayca dize getirilmesi üç imparatorluğun
halkının gözünde krallarını tanrılaştırmış artık halk onlara tapacak derecede sapkınlaşmıştı.
Bu durum savaş tanrısı Ares, aç gözlü Erysichthon ‘un ve yeraltı dünyası
Tartarus’un hükümdarı Hades’in sinirine dokunmaya başlamış, insanoğlunun
başıboşluğunun, değerlerini yitirmelerine sebep olduğunu düşünmeye
başlamışlardı. 500 yıldır süren Avrupa hükümdarlığı üç halkın insanlarına
kutsal değerleri unutturmuş, tanrıların gücü hafife alınmaya başlanmıştı. Halk
arasında dilden dile anlatılan kahramanlık hikayeleri, kulaktan kulağa geçtikçe
bozulmuş kimi hikayelerde Roma imparatoru Sezar’ın bir kılıç darbesiyle savaş
tanrısı Ares’i nasıl yere serdiği, kimisin de ise Cermen kralı Teutobod’un
Hadesi’in elinden ölü ruhları kurtarıp dünyaya geri getirdiğini anlatan mitlere
dönüşmüştü.
Ares, Erysichthon ve Hades yapılan bu büyük saygısızlıklara
daha fazla dayanamayıp insanoğluna bir ders vermeyi uygun bulana kadar bu durum
böyle sürüp gitti...
Yaklaşan karanlık...
Üç imparatorluğa acımasızca iyi bir ders vermek ve
akıllarını başlarına getirmek için ağlarını ören Ares, Hades ve Erysichthon’un
gölgeleri Avrupa kara bir bulut olarak düştü. En büyük cezayı Sezar’a adeta
tapan Roma halkının çekmesi gerektiğini düşünen üç tanrının, içinde bulunduğu
durumun sarhoşu olan, kibirli ve kendine fazlasıyla güvenen Sezar’ı ayartmaları
uzun sürmedi.
Sezar yaptıklarının bedeli olarak lanetlenmiş, adeta bir
gecede 500 yıllık dostluğu unutmuş, gözünü hırs bürümüş, aç gözlü bir hükümdara
dönüşmüştü. Aslında Sezar’ın cezası, Cermen ve Galya krallarınınkinin yanında
bir hiç kalırdı. Çünkü onlar 500 yıllık dostluğun Sezar tarafından bozulmasına
şuurları açık bir şekilde tanıklık etmekle cezalandırılmıştılar.
Romalılar sezarın komutasında oluşturulmuş muhteşem orduları
ile Cermen ve Galyalılar’ın hiç beklemediği bir hareketle tüm Avrupa’da kan
dökmeye başladı. Cermen yada Galyalı demeden zengin toprakları olan tüm
soyluları öldürüp yerlerine Romalı pretoryanları getirmekteydiler. Sezarın
muhteşem ordusu ve aniden değişen tavırları karşısında afallayan Cermen ve Galya
hükümdarları, olan bitene uzunca bir süre anlam verememiş, sessiz kalmış, Sezar
Orta Avrupa’ya kadar gelmiş nerdeyse iki hükümdarın kapısına dayanmıştı. Bardağı
taşıran son damla Sezarı’n ordusuna bağlı 35.000 kişilik bir lejyoner
birliğinin, Arausio adı verilen Cermen korumasındaki kusal topraklarda, 17.000
kişilik Cermen ordusunu ani bir baskınla katletmesi ve Arausio topraklarına el
koyması oldu.
Üç kardeşin savaşı...
Rutin toplantılarını yapmakta olan Galya ve Cermen hükümdaları,
Teutobod ve Brennus’un, iştişare ettiği bir anda gelen Arausio topraklarının
düştüğü haberi üzerine Teutobod tüm haşmetiyle oturduğu yerden kalktı, masaya
arkasını döndü, arkasındaki barok pencereden dolunaya doğru bir müddet
baktıktan sonra Galya hükümdarı sanki yanında yokmuş, sanki bir plan yapmak
üzere toplanılmamışcasına unutulmuş eski bir dilde diye bağırarak başkumandanı Abadon’u çağırdı. Bir terslik olduğunu
Teutobod’un sesinden anlamış fakat ne olduğuna dair bir fikri olmayan Abaddon
merakla odaya girdi. Teutobod başkumandanına ordusunu kıyamete nekadar zamanda
hazırlayabileceğini sordu. Abaddon yüzündeki merak ifadesi yerini şaşkınlığa
bırakmış, içini hafiften bir telaş kaplamıştı. Kendinden emin bir sesle bir
aylık bir süre zarfında Zeusu bile tahtından indirebilecek güçte bir ordu
hazırlayabileceğini söyledi. Teutobod orduların hazırlanması, gerekli erzak
stoklarının yapılması, zırh ve silah dökümhanelerinin 24 saat aralıksız
çalışması üzerine emirler verdi. Olan olmuş, bıçak kemiğe dayanmış, Cermenler Sezar’ı
durdurmak, muhteşem ordusunu hezimete uğratarak geldikleri yere yani Batı Avrupa’ya
geri göndermek üzere hazırlıklara başlamıştılar.
Teutobod dilinin ucundaki soruyu kelimelere dökmedende olsa
gözleri ile Brennus’a o tarihi soruyu sordu. “Peki ya siz?” Brennus, 500 yıldır
dost olan Cermen’leri yanlız bırakamayacağını biliyordu. Kararı ani, olduğu
kadar da netti. Galya, güçlü ve barbar Cermen ordusunun hazırlanması için
gerekli zamanı kazandırabilmek için muhteşem savunmalarıyla Sezar’ın
ilerleyişini yavaşlatma ve verdirdikleri kayıplarla onu zayıflatacak böylece
Sezarın daha da içeriler sokulmasına engel olacak, bu şekilde savunma çemberini
geniş tutarak başkentleri koruyacaktılar.
Şimdiki zamanla geçen bir ay sonunda sezarın 250.000 elit lejyoner,
175.000 pretoryan, 150.000 emperyan, 20.000 Equites Imperatoris atlısı ve 22.000
Equites Caesaris süvarisinden oluşan, koçbaşları ve savaştıkları her meydana
alev alev ölüm kusan ateş mancınıklarıyla desteklenmiş ordusu galya
savunmalarında ağır kayıplar vermiş, birçok galyalı kahramanın cesurca
çarpışmaları sayesinde hız kesmek zorunda kalmıştı.
15 gün sonra....
Cermen ordularındaki son hazırlıkların da bitmesi ve asyadan
fetihten dönen 15.000 toyton şövalyesininde aralarına katılmasıyla Cermen
ordusu kıyım ve katliyama hazır hale gelmişti. İki kral belkide son kez
birbirleri ile konuştuklarının farkında ancak kader karşısında çaresiz bir
şekilde yaptıkları akşam toplantısında, ertesi günün şafağında Roma asker
kamplarına ilk müttefik saldırıyı gerçekleştirme kararı aldılar.
12 Saat sonra...
Şafak sökmek üzere iken yola çıkan ve alaca karanlıkta
ilerleyen ordular, yol boyunca yakaladıkları romalı equites legatileri bir bir
susturmuş, öncü birlikler sessizce sezarın gözcü kampına varmıştı. Artık geridönüş
yoktu; Avrupa tarihi baştan yazılmak üzereydi. Roma öncü birliği kampı etrafını
saran Cermen ve Galya birlikleri içeriden istihbarat gelmesini bekliyordular.
İlk gelen haberlere göre 3 alaydan oluşan 25.000 kişilik bir lejyoner birliği
kampını çevirmiştiler.
Şafağın sökmesine dakikalar kala alaca karanlığın içinden
kampın ortasına düşen taşla lejyoner kampı hareketlendi. Cermen ve galya
mancınıkları erzak depolarını hedef almış, savaşın uzaması halinde gelebilecek
desteği önlemek ve Roma kampını aç suzuz bırakmak üzere atışa başlamıştı. Roma
kampı etrafında birden alevlenen seksenbin meşale alacakaranlığı gündoğumuna
çevirmişti.
Neye uğradığını şaşıran Sezar’ın gözcü kampındaki öncü
birlikler büyük bir direnç gösterdi. Gökten meteor yağarmışcasına taş
yağıyordu. Tam bir hedef saptayamasalarda lejyoner kampı mancınık ekipleride
kör mancınık atışlarıyla karşılık vermeye başladılar. Kışla binası, ardından
ahırlar bir bir isabet almış ortalık mahşeri andıran bir hale dönmüştü. 3. Alay
Komutanı Daryus Filuos güçlükle komuta ettiği bir tabur lejyoneri savunma
hatlarına çekmeyi başarmış geri kalan öncü birliklerin tamamına yakını öğlen
saatlerine doğru, ya esir düşmüş yada Cermen ve Galya ordusunun gazabına
uğramıştı. Akşam saatlerine doğru cepeden gelen haber Sezar’a ulaştığında güneş
batmak üzereydi. Sezar usulca yanına sokulup haberi kulağına iliştiren
habercinin yüzüne “nasıl?” der gibi bir ifadeyle bakakalmıştı. Neden equites
legatilerden bir uyarı haberi gelmediğine bir anlam veremezken öncü birliğinin
çekilişi ve ağır kayıpları haberini çaresizce kabullendi. Birşeyler yapmalıydı,
bu gidişi durdurmalıydı; yada enazından Ares , Hades ve Erysichthon, orta Avrupa’nın
çoktan pembeleşmiş rengini kızıla çevirmek için onu daha da dürtmüştü.
3 alay Roma askerinin dağılışı ile ilk büyük zaferini kazanan
Teutobod ve Brennus aldıkları cesaretle Roma ordusu üzerine doğru ilerlemeye
devam etti. 8 gün süren ileleyiş sonunda orta Avrupa’ya açılan kapı olarak
bilinen Travian düzlüklerinde son buldu. 801 kilometre boyunca göz alabildiğine
uzanan düzlüklerde ordular nihayet karşı karşıya gelmişti.
Son Çarpışma...
19 cepheye düzlükler boyunca dağılmış birlikler düşman
kamplarını silik de olsa görebiliyorlardı....
Savaşlar 42 gün 42 gece boyunca ilk günkü hızında devam
etti. Her iki tarafın askerleride insan üstü mücadele gösterdi. 42 gün boyunca
sınırlı erzak, uyku ve zaman zaman kötüleşen hava şartları hiçbirini
yıldıramadı. Hergün cephelerden gelen haberlerde askerlerin binlerce askerin
öldüğü söyleniyor ama kimse bir adım geri atmıyordu. Geceleri gündüze nazaran
daha sessiz olan savaş meydanlarında, yaralıların inlemeleri, tek tük de olsa
yapılan kör mancınık atışlarının sesleri yankılanıyordu. Tüm Avrupa, Cermen, Galya
ve Roma kanıyla sulanmış Ares, Hades ve Erysichthon keyiften dört köşe
olmuştu....
Her saldırısında Galya savunmalarında binlerce askeri tuzaklara
düşen ve ölen Roma iyice zayıflamış, Cermenlerle göğüs göğüse yaşanan meydan
savaşlarında, insanlıktan çıkmışçasına tokmak ve balta sallayan Cermenler
binlerce Roma askerini katletmişti. Roma İmparatorluğu güçlüydü, bilim ve
teknikte ilerlemiş, her alandaki kalite anlayışlarıyla uzun yıllar Batı
Avrupa’da hüküm sürmüştü ancak artık dayanacak gücü kalmamıştı. Galya
savunmalarını geçmenin imkanı olmadığı gibi meydanlarda Cermenlere de bir
üstünlük kuramamıştılar.
Ancak Sezar bir türlü geri adım atmıyor, adeta Orta Avrupaya
çivi gibi çakılmıştı. Onun bu aç gözlülüğü ve bir hiç uğruna barışı bozup tüm
Roma’yı felakete doğru sürüklüyor olması kendi halkınında tepkilerine neden
oluyordu.
Günden güne eriyen Roma ordusu 42. günün sabahı çekilmek
zorunda kaldı. Yüksek Travian düzlüklerinden alçak kesimlerdeki batı Avrupa
içlerine yani evlerine doğru çekiliyorlardı.
42. günün sabahında Avrupa’da güneş bir başka doğdu. Cermen hükümdarı
Teutobod travian platosundan, batı Avrupa topraklarına hakim bir tepeden
bakarken yanındaki ebedi dostu Galya hükümdarı Brennus’a eliyle ileriyi işaret
ederek : dedi yani “sezar artık ait olduğu yerde, batı Avrupa
kapısının (traniah)
ötesinde” dedi.
Ne Roma imparatorluğu çöktü, ne de Galya ve Cermen
hükümdarlarının tüm Avrupa’yı elegeçirme düşüncesi vardı. Tanrıların
insanoğluna kendilerini hatırlatmak için oynadığı bir oyundu tüm olanlar. İşede
yaramıştı, savaş sırasında edilen dualar, sunulan adaklar insanoğlunun aklını
başına getirmişti. Ağır bir bedel ödediler ama enazından kendilerine
saygılarını yeniden kazandılar. Roma İmparatorluğunun çöküşüne kadar, 300 yıl
daha dostluk ve barış içinde geçmişteki hatalarından ders alarak yaşadılar.
*** Bu hikayedeki isimler’in bazıları uydurma bazıları ise
gerçekten tarihte mevcut olan isimlerdir. Ancak hikayenin tamamı kurgu ve
uydurmadır. Hikayede anlatıldığı gibi
Travian gerçekte batı avrupa kapısı demek değildir. Bu yazı, hoş bir hikaye
olması için uydurulmuş unsurlardan oluşan bir metindir. Bazı isimler hariç
tamamı kurgu ve uydurmadır. Gerçeklik payı varsada benim haberim yoktur :)
Son Güncelleme Salı, 30 Kasım 1999Tags 52,36% of 1759 voters found this FAQ useful, I found this FAQ  useful  not useful
|